Dersimiz ‘nemalanma’

by
https://i.sozcu.com.tr/wp-content/themes/Sozcu_V3/assets/images/yazarlar/cigdem-toker.png?v=7.7.8.5

Kitabını yazdım ama alışamadım.

Yolsuzluğu adıyla anmamaya “siyaset” diyorlar. Memleket siyasetçisi, gözüyle gördüğü, kesin bilgi sahibi olduğu yolsuzluklara dahi başka kelimeler buluyor (Tahminim, iki tip korkudan dolayı: Ya hakikaten “Başıma bir şey gelir” ya da “Onu bunu küstürürüz” korkusu).

“İsraf” çok kullanışlıydı, şimdi ona “nemalanma” eklendi.

CHP'nin el vereceği -kurucuları AKP'den çıkan- iki yeni partiden biri olan DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Halk TV'de Özlem Gürses'in sorularını yanıtlarken şöyle diyor:

“Bizim gibi düşünen iyi arkadaşlarımızın sayıları (AKP içinde) çok azaldı. Bir çabaları var ama beyhude, ben olmayacağı için yeni bir parti kurdum. Korkunç bir nemalanma kavgası var. Kazanç o tarafa itiyor insanları, maddi kazanç elde etmek.”

“Nemalanma”yı tam açmıyor Babacan ama biraz hayat bilgisi olan, insanın kendi maddi kaynakları dışındaki bir kaynağı işaret ettiğini bilir. Yine de adını koyalım. Babacan eksik bıraksa da AKP'lilerin kavgasını yaptığı “nemalanma”, kamu kaynaklarından başka bir kaynak olamaz.

Peki iktidar partisine mensup siyasetçi kamu kaynakları üzerinden nemalanacaksa bunun ilk akla gelen aracı ne olabilir? Büyük ihtimalle kamu alımları. Ya mal alımı ya hizmet alımı ya da bina, rant işleri.

Babacan uzun yıllar Hazine'den sorumlu Devlet Bakanlığı yaptı. Konumu gereği, hem yolsuzluk hem de yoksulluk endeksleriyle ilgilendi. Açıklamalar, toplantılar, uluslararası platformlarda iddialı sunuşlar yaptı.

BU NE MAHCUBİYET

Dolayısıyla bugün Türkiye'yi dünya liginde utanç verici sıralara iten, uluslarüstü kuruluşlara “Sonuçlanmış bir tane bile rüşvet dosyanız yok” raporları yazdıran yolsuzluklar için, hâlâ “nemalanma” filan gibi mahcup ifadeler kullanması, geçiştirilecek bir durum değil. Kimler, nerelerden, nasıl nemalanmak istiyor, hangi kamu ihalelerine göz dikildi, ne çıkarlar sağlandı… Babacan özeleştiri yapmadıkça bu eleştirilerden kaçamayacak. (Davutoğlu'nun özeleştiri eksiği ise hak ihlallerinden ayrı düşünülemeyecek başka bir yazının konusu.)

CHP'nin destek tercihiyle verilmeyen bu hayati özeleştirilere örtük bir meşruiyet kazandırma ihtimali gözden kaçmamalı.

Ama kimbilir, belki bu da “siyaset”in gereğidir. Ülkeye, topluma ağır bedeller ödetmiş AKP politikalarına susmakla kalmayıp, bağımsızlıklarını ilan ettikleri bugün dahi özeleştiriden kaçınan iki yeni sağcı partiye el vermek, “strateji” ya da “ilkesellik” görünümüyle, eşitsizliğin, adaletsizliğin derinleşmesinde hissedar olanlara sahip çıkmak, belki de “siyaset”in bir başka şeklidir.

Yeşilköy hastanesine 200 milyon Euro

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın talimatıyla kapatılan Atatürk Havalimanı üzerine, yine onun talimatıyla Rönesans'a yaptırılan (ihalesiz oluşunu birkaç kez yazdığım) pandemi hastanesi bu pazar günü açılacak. Hastaneye Covid-19 dolayısıyla yaşamını kaybeden “fakir babası” doktor Murat Dilmener'in adı verilecek. Ama konu bu değil. Meğer Sağlık Bakanlığı, Yeşilköy Çok Amaçlı Acil Durum Hastanesi için EBRD'den 200 milyon Euro kredi kullanacakmış.

“EBRD nedir” derseniz, Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası'nın orijinal adının kısaltılmışı (European Bank for Reconstruction and Development). Belki anımsarsanız, EBRD'nin yine Rönesans'ın yaptığı Başakşehir İkitelli Şehir Hastanesi'ne de 40 milyon Euro kredi sağladığını kısa süre önce buradan duyurmuştuk.

EBRD'nin kullandıracağı yeni 200 milyon Euro'luk kredinin ilk “2-3 yılı ödemesiz”, 15-20 yıl vadeli.

Kredinin amacı, solunum cihazı (ventilatör), yoğun bakım üniteleri ile diğer acil tıbbi ekipman satın almaları için ihtiyaç duyulan finansmanı sağlamak. Yanı sıra, yoğun bakım yatak kapasitesini desteklemeye dönük olduğu da belirtilmiş. Tabii yönetenler “Her şeyi biz yaptık” havasında olduğu için krediyi EBRD sayfasında öğrendik. Açıklamada, Covid-19 vakalarındaki olası yeni dalgalara hazırlıklı olmaktan da söz ediliyor. Kredinin borçlusu ise Türkiye Cumhuriyeti adına Hazine ve Maliye Bakanlığı olacak.